1930 sonrası yürürlüğe giren ve korumacı-devletçi bir siyaseti örgütleyen Türkiye iktisadı, her ne kadar bu yıllarda ilk sanayileşme hamlelerini başlattıysa da, İkinci Dünya Savaşı ile birlikte belirgin bir duraklama dönemine girdi. İthalata dayalı hammadde, ara malı ve yatırım malı biçimindeki üretim girdilerinin ciddi bir biçimde daralması sonucu, ulusal sanayileşme çabaları azaldı. Üstelik, silah altına alınan etkin nüfusun üretimden uzaklaşması da, bu durumu besledi. Kısacası, 1940-1946 yılları, ulusal gelirin erimeye başladığı bir dönemdi.
Devletin korumacılığı altında, ulusal sermayedarın yabancı sermayeye bağımlı bir biçimde oluşumunun en bildik örneği, Koç Topluluğu’ydu. Önceleri uluslararası şirketlerin temsilciliği biçimiyle kurulan ticari ilişkiler, Vehbi Koç’un 1940’ların son dönemlerinde sanayiciliğe adım atmasıyla, başka bir boyut kazandı.
Bu dönemin en önemli gelişmelerinden bir tanesi, ulusal düzeyde bir tür sermaye aktarımını meşru kılan “Varlık Vergisi” ve uygulamasıydı. Savaş dönemi koşullarında elde edilen gelirlerin vergilendirilmesi amaçlanmıştı. Bu gerekçeyle, 11 Kasım 1942 yılında “Varlık Vergisi” yürürlüğe girdi. Varlık vergisi, Müslüman Türk işadamlarını gayrımüslüm işadamlarına karşı üstün kılan siyasal ve iktisadî bir karardı. Vergisini ödemeyenler, Doğu Anadolu’daki çalışma kamplarına gönderildi. Sadece “1942 yılında tarhedilen varlık vergisi 463 milyon TL’ye yakındır.” (Yahya Tezel, 2002, Cumhuriyet Döneminin İktisat Tarihi, Tarih Vakfı Yaynları, İstanbul, s. 262.)
_______________________________________________>> Devamı için tıklayınız >>
|