İkinci Dünya Savaşından sonra ise 1946'da 1950'ye kadar Merkez Bankasında birikmiş dövizlerimiz vardı. Hükümet bol döviz veriyordu. Yavaş yavaş piyasanın ihtiyacı olan mallar gelmeye başladı. Karaborsa azaldı, ahlak da yavaş yavaş düzelmeye başladı.
Bu dönemin en önemli iktisadî gelişmesi, ABD kaynaklı yatırım, dış yardım ve krediler ile biçimlenen “liberalizasyon”du. 1946 yılında İstanbul’u ziyaret eden Missouri zırhlısıyla simgeleşen, “dış yardımsız kalkınmak imkansızdır!” söylemi, dönemin egemen inancı oldu ve salt iktisadî anlamda değil, siyasî ve kültürel boyutuyla da etkiliydi.
İkinci Dünya Savaşı sonrası Türkiye için, “dünya ekonomisiyle farklı bir eklemlenme” süreciydi: Yaklaşık 1930’dan bu yana süregelen korumacı, dış dengeye dayalı ve iç pazara dönük iktisadî yapılanma, “liberalizasyon” projesiyle, dış yardım, kredi ve yabancı sermayeye açıldı. Ancak ithalatın serbest bırakılmasına bağlı olarak, dış açığın artması benzeri sorunlar da bu döneme damgasını vurdu. “Serbestleşmeye yönelen bir dış ticaret rejiminin sonucu olarak, iç pazara dayalı bir sanayileşme programı değil, dış pazarlara dönük ve tarıma, madenciliğe, alt yapı yatırımarına ve inşaat sektörüne öncelik veren bir kalkınma anlayışı gündemdedir”. Korkut Boratav, Türkiye İktisat Tarihi, 1908-2002, İmge Kitabevi, İstanbul, s.94.
_____________________________________________>> Devamı için tıklayınız >>
|