1950’ler, yabancı sermaye ve hayat biçimlerininin Türk burjuvazisiyle tanıştığı dönemdi. Zenginleşen burjuva sınıfı, Avrupa ve ABD’de gördüğü mekân ve tarzları, özellikle İstanbul’da da yaşamayı arzuluyordu. Divan Oteli bu isteği somutlaştıran en önemli projelerden bir tanesiydi. Divan Oteli, ABD destekli Hilton Oteli’ne karşı, Anadolu’lu sermayedarın isteklerini yansıtması açısından da çok önemliydi: “Bu sırada işlerimiz büyüdü; Avrupa’dan misafirlerimiz geliyordu, İstanbul’da kalınabilecek tek otel Park Otel’di, oradan da oda bulmak bir işti. Sonunda, aldığımız bu arsaya altı mağaza, üstü pansiyon olarak bir bina yaptırmaya karar verdik... Tam o sırada Hilton işe başladı. Hilton Oteli, gayet plânlı programlı bir şekilde yapılıyordu. Bunu görünce, ufak da olsa biz de bir otel yapalım diye düşündük... Bin bir güçlükle ve bilgisizliğimiz yüzünden iki misli maliyetle Divan Otel’ni ortaya çıkardık.”
Büyük kentlerdeki burjuva hayatına paralel bir gelişme de gecekondulardır: “1950-1960 döneminde Türk kentleri tarihin hiç bir döneminde yaşamadıkları bir nüfus baskısı altında kaldılar. 1950 yılında toplam nüfus içinde %25.1 gibi bir pay alan kentsel nüfusun payı 1960 yılında %31.9’a çıkmış, kentlerde ortalama yıllık nüfus artış hızı da 1950-1955 arasında 5,57’i bulmuştu... İstatistikler Ankara kenti nüfus artış hızının 1975 yılına dek Türkiye ortalamaları üzerinde olduğunu gösterir. Bu oranın en fazla arttığı yıllar 1950-1955 yıllarıdır.” Tansı Şenyapılı, “Baraka”dan Gecekonduya: Ankara’da Kentsel Mekânın Dönüşümü, 1923-1960, İletişim Yayınları, İstanbul, 2004, s. 174-179
|