1980’li yıllarda, burjuva ideolojisi bütünüyle toplum hayatına hakim oldu: “Alternatifi yoktur!” iddiasıyla kamuoyuna sunulan yeni iktisadî model, kültürel boyutuyla tüm toplumca kısa bir süre içerisinde benimsendi. Popüler kültür, benimsenen “ideolojinin” en önemli ortamıydı.
31.12.1984
İthal edilen tüketim maddelerine giden dövizleri borçla alıyoruz ve bunların faizini ödüyoruz. Eğer kendimizin bol dövizi olsaydı faydalı olurdu. Yarın döviz kalmaz ve bundan dolayı sanayimiz çalışmazsa, bu bir milyon işçi, beş milyon nüfus demektir, her bakımdan zararlı olur. “Kendisine [Turgut Özal’a], bugün yürüyüş yaptım, Yeniköy’deki mağazaların vitrinlerindeki Nescafe ve Heinz ketçaplarını gördüğüm zaman yüreğim titredi. Ben bu kararınızı doğru bulmuyorum. Belki yanlış düşünüyorum, fakat Türkiye’nin dövizi bu şekilde ithalat yapmaya müsait değildir, dedim. Hiç bir cevap vermedi, ama üzerinde bir hayli tesir bıraktığımı tahmin ederim.”
Bu dönemle birlikte köktenciliğe varan muhufazakar ve milliyetçi söylemler öne çıktı: daha da ötesi, sosyal aşamada büyük kentlerde mekansal ayrışmayı beraberinde getirdi.
|